Şu Çılgın Türklerin yazarı Turgut Özakman Mustafa Filmini yorumluyor - 5...
Bir kurtarıcının hayatının anlatılmasına korku filmi gibi başlanması bile açıklanamaz bir tutum
ADI BİLE ATATÜRK'E YABANCI
- Filmin adını nasıl buluyorsunuz?
- Atatürk’ün adı, ortaokul birinci sınıftan beri Mustafa Kemal’dir. Samsun’a M. Kemal Paşa olarak çıkmıştır. Sakarya Savaşı‘ndan sonra Gazi M. Kemal Paşa olmuştur. Eşi Latife Hanım kendisine ‘Kemal’ diye seslenir. Milli Mücadele sırasında halk, askerlerden, “Kemal’in askerleri” diye söz eder. Bu söylem bugüne kadar gelmiştir. Şimdi benden kitaplarımı imzalamamı isteyenler Kemal’in öğretmeni, Kemal’in öğrencisi, Kemal’in kızı diye yazmamı diliyorlar. Soyadı kanunundan sonra adı Kemal Atatürk olmuştur. Kendisine genel olarak Atatürk diye seslenilmiştir. Film adı olarak Mustafa, M. Kemal Paşayı, Gazi’yi, Gazi M. Kemal Paşa’yı, Kemal Atatürk’ü, Atatürk’ü kucaklamıyor, kapsamıyor, içermiyor, temsil etmiyor.
Yabancı, uzak duruyor. Film Atatürk’ü annesinin gözüyle, onun açısından anlatsaydı, Mustafa adı doğru bir seçim olurdu. Ama Zübeyde Hanım 1923’te, Cumhuriyet ilan edilmeden, Türkiye tam bağımsız olmadan önce öldü.
Oysa Atatürk’ün hayatının en anlamlı, yoğun, olağanüstü dönemi annesinin ölümünden sonradır. Sadece çocukluğu anlatılsaydı Mustafa adı uygun düşerdi. Orhan Asena’nın bu adı taşıyan bir çocuk oyunu var. Atatürk sözcüğü birçok olguyu, oluşu, değerleri içeren bir kavram olmuştur. Mustafa bu kavramı karşılamıyor. Atatürk’e yabancı düşüyor.
YANLIŞLAR VE KUSURLAR
- Yanlışlıklara, kusurlara geçelim mi?
- Peki. Önce, şu başlangıçtaki mezar sahnesine değineyim. Bir kurtarıcının hayatının anlatıldığı bir filmin bir korku filmi gibi başlaması açıklanamaz bir tutum. İlk izlediğimde bu kara sahne ile başlayan film giderek açılacak, aydınlanacak ve öyle bitecek umudunu taşımıştım. Film bu ilk sahneyi çağrıştıran karamsar, karanlık bir sona doğru yürüdü ve bitti. Özensiz, bilinçsiz, karanlık, zevksiz bir yaklaşım.
- Atatürk’ün kardeşi Ahmet’in cesedinin çakallar tarafından parçalandığı doğru mu?
- Yazan Şevket Süreyya Aydemir. Yazıyor ama gerçek demiyor, söylenti (nakil) olduğunu belirtiyor. (Tek Adam, 1.c., s. 29) Söylentiyi şöyle aktarıyor: “3 yaşında ölen Ahmet, sahilde kumluk bir mezara gömülmüş, gece dalgalar cesedi açığa vurmuş, çakalların saldırısına uğramış.”
Söylenti olduğu şuradan da belli ki Müslüman mezarları deniz kıyısında, kumsalda olmaz. Ölü toprağa gömülür.
Bu söylenti filme ne katıyor? Hiç. Filmden ne götürüyor? Çok şey. Destansı bir hayatın filmi böyle başlar mı?
- Gelelim Çanakkale’ye...
- Filmde Sofya’dan sonra Çanakkale Savaşı’na geçiliyor ama pat diye. Filmde diyor ki: “Kendini Çanakkale’de buldu.” Kendini savaşta bulmadı, cephede bir görev alabilmek için Harbiye Nezareti’ne cephede görev verilmesi için ısrarla yazmış, sonunda 19. Tümen’e atanmıştır.
Gelibolu Yarımadası’nın bir çıkarmaya karşı ilk savunma düzenini Atatürk kurmuştur. Liman von Sanders Paşa bu düzeni tersine çevirmiş, kuvvetleri, silahları geriye çektirmiş, bu yanlış, binlerce Türk’ün kanıyla kapatılabilmiştir. Filmde anlamca deniyor ki: “Savaşta, Bulgaristan’da edindiği askeri bilgilerden yararlanacaktı.” Bulgaristan’da askerlik bakımından Atatürk’ün bilemediği, öğreneceği ne vardı acaba? Can ve ekibi anladığım kadarıyla Atatürk’ün, askerliğin büyük sanatçısı olduğunu bilmiyorlar.
- Çanakkale nasıl anlatılıyor?
- Hiç anlatılmıyor desem yeridir. Oysa Çanakkale’nin Türk tarihinde çok büyük, kutsal bir yeri vardır. Atatürk de tarih sahnesine Çanakkale’de çıkar. Orada, iki yüz yıldır karşısında titrediğimiz emperyalizmi yendik. Atatürk Çanakkale’de dört büyük zaferin kahramanıdır: Arıburnu, 1. Anafartalar, 2. Anafartalar ve Conkbayırı. Savaşın geneline, düşmanlara, subay-asker Çanakkale kahramanlarına ve bu zaferlerin ilk üçüne hiç değinilmiyor.
İSTANBUL’DA NE YAPTIĞINI BİLMİYOR
- “İstanbul’da işi ve parası bitince Anadolu’ya geçti” gibi bir cümle var mı filmde?
- Tam anımsamıyorum ama buna yakın bir anlatım var. Salt bu cümle var mı yok mu diye doğrusu filmi bir daha izlemeye katlanamam. Anlaşılan Can ve ekibi, Atatürk’ün Kasım 1918’den Mayıs 1919’a kadarki süre içinde İstanbul’da ne yaptığını bilmiyor. Alev Coşkun’un “Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay” adlı son çalışmasına bir göz atmalarını dilerim.
ATATÜRK İLAHLAŞTIRILMIŞ DEĞİLDİR
- ‘Bu film Atatürk’ü yarı ilahlıktan yere indiriyor, aramıza getiriyor’ diyenler de var. Ne diyorsunuz?
- Bunlar sanırım Atatürk hakkında pek az kitap okumuş, o dönemi iyi incelememiş kimseler. Atatürk hiçbir ciddi, önemli, kaynak niteliği taşıyan kitapta ilahlaştırılmış değildir. Elbette bizden biridir.. ama çok farklı biri, bir dâhidir, büyük bir kahramandır; büyük asker, büyük devlet adamı, büyük önder, büyük insandır. Türkiye’yi ölüm uçurumuna yuvarlanmaktan kurtaran insandır.
Böyle olduğu için böyle anlatılır. Resmi olarak da böyle anlatılır, özel olarak da böyle anlatılır. Resmi anlatıma benzemesin diye bu nitelikleri, başarılarını, yaptıklarını yok mu sayacağız? Yok saymak, gerçeği karartmak olur, yalancılık olur, hatta edepsizlik olur. Noksan anlatmakla abartmak arasında hiçbir fark yok. İkisi de yalancılık.
Ben, yetersizliğimi aşabilmek için Atatürk ve dönemi hakkında bir şeyler yazmadan önce, Atatürk’ü görmüş, o dönemi yaşamış bütün görgü tanıklarının anılarını, notlarını okuyarak, Atatürk hakkındaki gözlemleri, bilgileri derlemiş, sınıflandırmış, büyük bir dosya hazırlamıştım. Atatürk’ü bu yolla bir bütün olarak tanımaya, anlamaya, kavramaya çalıştım. Atatürk ve dönemi hakkında ancak bundan sonra yazı yazmaya cesaret edebildim.
Atatürk hakkında bir şeyler söylemek, yazmak isteyenlere böyle bir ön hazırlık yapmalarını tavsiye ederim. İnsanı hem tarihin, hem milyonların önünde gülünç ya da hazin duruma düşmekten kurtarır.
Cumhuriyet gazetesinden alıntıdır.